Ana oğul Termal’de bulundan İsmail Dere’ye ayaklarını sokarlar. Dereden soğuk su akmakta fakat derenin bazı yerlerinde de yerden çıkan sıcak sular çıkmaktadır.
Kadın dere kenarında sivri bir taşa ayağını basar, ayağı acır ve oğluna “ayağımı yılan ısırdı oğlum” diye bağırır.
Oğlu da dere kenarında bulduğu bir sopa ile yılana vurmaya başlar. Ardından yılan öldü diye vurmayı bırakır ve yılanı su alıp sürüklemeye başlar.
Yılan memba civarından dere boyu Termal’in giriş yerine kadar sürüklenir. Tam Termal’in giriş yerinde dereye doğru devrik bir çam ağacı vardır. Yılan bu devrik çama dolanır son bir gayretle ağacın gövdesine kadar zar zor çıkar. Yılanın gövdesinde yedi darbe vardır, koptu kopacak gibidir. Yılanın darbeli olan yerlerine çam ağacının ince yaprakları değer ve yapışkan olan bu yapraklar yaraların içine kadar girer. Çok az bir zaman sonra da bu yapraklar kökleşmeye başlar, yılanın gövdesinden tam yedi tane çam fidesi birbirine sarılı vaziyette boy gösterir.
Çamlar çok çabuk büyümeye başlar. Öyle hızlı büyümeye başlarlar ki kökleri derenin üzerini tamamen kapatır. Dere bir tünel gibi olur. Üstünde koca bir yedi kardeşli çam ağacı altında ise Termal’in giriş yeri olan dere...
Ana oğul ise bir daha Termal’e gelmezler, çünkü kadının oğlu hastalanır ve Yalova’daki baharat dükkanında, çuvallarda yılanın gezdiğini söyler. Annesi oğluna çok üzülür ama yapabileceği bir şey yoktur. Oğul korkudan hep annesi ile yatar.
Bir gece kadın bir rüya görür. Rüyada bir su yılanı kadına seslenir :
“ Beni iyi dinle ey kadın! Ben bir su yılanıydım, beni oğlun öldüresiye dövdü. Şimdi artık ben bir su yılanı değilim , ben yedi kardeşli bir çam ağacı oldum. Ne istediniz benden, sizden güçsüz ve zararsız olana vurma hakkını size kim verdi? Bu dünya yalnız sizin mi? Bu dünya hepimizin ve hepimize de yeter. Ama sadist duygularınız doğayı mahvediyor. Buna fren vuramazsanız, siz nasıl insansınız? Benim hiçbir suçum yokken beni dünyamdan aldınız ve beni suya hasret bıraktınız, hasret ölümün bir diğer adıdır.
Can almak kadar vahşi bir duygu ruhunuza girmiş, bu ruh sizi hiçbir zaman mutlu etmeyecektir. Ben siz dereye ayağınızı sokarken daha rahat edin diye oradan uzaklaşıyordum ama siz ısırdı beni diye koca bir yalanla beni doğduğuma pişman ettiniz. Önyargınız benim felaketim oldu. Unutmayın bu önyargılar size de bir gün felaketi getirir.
Ben her şeyimi kaybettim ama sizden istediğim bir şey var. Hiç olmazsa bir suya bakayım yeter.
Benim üzerimdeki bu yedi kardeşli çam ağacının karşısında bir taş var. Gece vakti o taşı kaldırın , oradan su akacak ve o su yedi kat akacak, çağlayacak. O sudan için , ömrünüz uzun olsun. Hastalara şifa olsun.”
Kadın bu rüyayı gördükten sonra uyanır, ter içinde kalmıştır. Ertesi gece kadın oğluyla beraber at arabası ile Termal’e gelir ve oğluyla beraber o taşı kaldırır. Gerçekten oradan su çıkar. Su aşağıya doğru akarken yedi yerde gölcük oluşturur, o sırada yedi kardeşli çam ağacının tepesinde de bir ışık belirir. Ve gölcükler parlamaya başlar. İnce bir ışık huzmesi çam ağacı ile su arasında belirir.
Ayrıca Termal dağlarında ve civarında ne kadar öldürülen yılan varsa ışık huzmeleri oralarda da belirir. Öldürülen bütün yılanlar arasında geometrik bir şekilde ışıklar birbirine bağlantılı olur. Yılanlar birbirleriyle ışık vasıtasıyla iletişim kurarlar.
Yedi kardeşli bu ağacın 10-15 metre ilerisinde büyük bir demir kapı vardır. Önünde de hep iki asker durur. Sıcak sulara buradan girilir. Bu sıcak sulara dağ hamamları denir ve bu dağ hamamlarının da bir müdürü vardır. Müdür eski bir savaşçıdır ve çokta zalim biridir.
Çalıştırdığı işçilere 6 ayda bir, bir gün izin verir, mal aldığı kişilerin de parasını bir yıl sonra öder. Fakirleri , kıyafeti bozuk olanları, cüzzamlıları içeriye almaz.
Dağ hamamlarının demirli giriş kapısı etrafında bekleşenler hiç eksik olmaz. Yedi Gölcüklü suyun çıkmasıyla birlikte o gece Demirkapı önünde bekleşen bu kişiler hemen suyun etrafında toplanırlar. Kimi suyu içer, kimi yüzünü yıkar. Hepsinin yüzü gülmeye başlar.
Termal Panorama Tepesi’nde de Yalova Hakimi oturmaktadır. Hakim Termal’e geleli henüz iki gün olmuştur. Hakimin eşi flütle “Sarı Irmak Şarkısı”nı çalmaktadır. Kocası da balkonda onu dinlemektedir. Hakim karısına gördüğü manzara karşısında :
-“ Flütü çalmayı bırak, bak şu Termal’in ormanlarına. Bu ışık ne böyle?! Kaç yerde ışık var bak! Dört tane Üç Kardeşler’ de, iki tane Dolapkaya’ da, dört tane Gökçepınar’ da, altı tane Üvezpınar’da… Of of bu ne böyle?!” derken , karısı da kocasına :
-“ O ışıklar benim flütümün nefesinden çıkan nağmelerdir. Benim nefesimi rüzgar oralara götürdü ve oralarda nefesim canlandı” der.
Hakim karısına ,
-“ Yok buralarda bir şeyler oluyor. Bu ışıklar Tanrı tarafından bana gönderiliyor. Işık gibi karar ver, davalarında karanlık bir şey kalmasın. Öyle bir karar ver ki; yüreğinde yük olmasın, tüm insanlara ışık olsun.”der ve bu konuşmayı yaptıktan sonra nöbetçi askeri çağırır.
Askere :
-“ Git Termal’e sıcak sulara, dağ hamamlarına. Bu ışık nereden geliyor araştır” der ve askerde koşarak Termal’e gider. Termal’in girişinde Demirkapı önünde ve yedi Gölcüklü suyun yanında bulunan insanlara tek tek ışık hakkında sorular sorar. Önce ana oğul , askere anlatırlar, buradan su çıktıktan sonra ışığın yayıldığını söylerler. Daha sonra asker orada bulunanların burada ne için beklediklerini sorar.
Asker hakimin yanına gider ve gördüklerini, duyduklarını anlatır. Hakim, hemen oraya gider. Dağ Hamamı Kapısı önünde bulunan insanları yanına çağırır. İnsanlar korku içindedir. Hakim hepsiyle ayrı ayrı konuşur. Hakim bu insanların haline çok üzülür.
-“ Sizler hepiniz haksızlığa uğramışsınız. Bu size yapılanlar insanlık tarihine büyük bir ayıp olarak yazılacaktır. Sizlerin derdi benim de derdim sayılır. Yarın hepinizin derdi çözülecektir. Size söz veriyorum” der. Ve hakim, o topladığı, dertlerini dinlediği insanların bulunduğu yere, yedi kardeşli çam ağacının önüne “ burası Haksızlık Meydanı olacaktır ve kimin hakkı yenirse, kim haksızlığa uğrarsa burada açık açık konuşacaktır. Ve burası demokrasinin doğduğu yer olacaktır” der.
Orada bulunan insanlar kulaklarına inanamaz, hepsi birden bağırır. “Yaşasın özgürlük, yaşasın hakimimiz”
Ve o gün bugün bu Haksızlık Meydanı’na Methal denir. Aynı zamanda burası Termal’in giriş yeridir. Ve Termal Kaplıcalarının ormanlarında da geceleri, tepelerden tepelere ışık huzmeleri hiç eksik olmaz.
|