Alternative content

Get Adobe Flash player

Zeki BAŞOL


DÜNDEN BUGÜNE YALOVA..
Yaşım itibariyle gördüklerimi ve yaşadıklarımı Yalova için şöyle bir sıralarsak, 1960 ile 1970 seneleri Yalova’nın plajları vardı. Kimse kimseyi rahatsız etmez, herkes gönlünce, ailece denize girerdi. Plajlarda herkesin bir kabini vardı. Deniz sonrası herkes duşunu alır, belli bir ücret karşılığında rahat ve huzur içinde hem tatilcilere, hem de yerli halka hizmet verilirdi. Plajların ücretli olmasının sebebi, ilk önce halkın gereksimi olan kabin ve duş imkanını sağlamak, hem de kötü niyetli kişilerin aile ile içiçe olmasını engellemekti. Yoksa, halkı paralı yer, parasız yer diye sınıflandırmak hiç kimsenin haddine de olmamıştır. 1970’lerde zamanın nüfusunu bugünle mukayese ettiğinizde daha fazla insanların denizden faydalandığını görürdünüz. Bugün nüfusumuz eskiye oranla kat be kat artmasına rağmen denizden faydalanan kişilerin sayısı daha da azaldı. O zamanlar denizde yüzme yarışmaları yapılırdı. Geceleri gazinolarda canlı müzik yayını vardı. Türkiye’nin en popüler sanatçıları Yalova’da konser verirlerdi. Çay bahçelerinde güzellik yarışmaları yapılır, ses yarışmaları, güzel çocuk yarışmaları gibi bir çok etkinlikler olurdu. Herkes birbirini dansa davet eder, büyük bir nezaketle yerine oturtur teşekkür ederlerdi. Yazları çay bahçeleri tıklım tıklım dolar, yaz tatiline gelmiş insanlar yerli halkla iç içe eğlenirlerdi. Karamürsel hava alanında görev yapan Amerikalılar da halkla iç içeydi. Yalova’da birçok evde kiracı olarak kalırlardı. Ne bir kavga, ne de bir hırsızlık veya buna benzer olay gündeme gelmezdi. Yalova’ya hatırı sayılır döviz kazandırırlardı. Son model Amerikan arabaları Yalova caddelerinde boy gösterirdi. Yalova halkı ile araba alım satımı oluyordu. Alışveriş merkezleri, Amerikan mağazaları her kesime hitap ederdi. İnsanlar iyi giyinirlerdi özenliydiler. Bayramlarda herkes birbirlerinin evlerine gider, büyüklerinin ellerinden öperlerdi. Bu güzel örf ve adetler mecbur oldukları için değil, herkesin sanki bir göreviydi. Samimi duygularla yapılırdı bu ziyaretler. Şimdilerde ise herkes düştü kendi derdine.Yalova göç aldı, nüfus aldı. Karamürsel hava alanı Amerikalılar’a kapandı. Benim anlayamadığım Türkiye’nin birçok yerinde Amerikalılar’ın üssü dururken neden Karamürsel hava alanı kapandı. Devlet politikasıdır desem, genelde Amerikalılar’a yönelik bir karar alındıysa sadece Yalova için mi alındı? Onu da bilemiyorum. Amerikalılar için olumlu görüş içinde olmayanlar olabilir saygı duyuyorum. Ama Yalovamız’ın bugünkü durumunu görünce diğer üsler gibi burasının da kapanmaması iyi olurdu diyorum. Amerikalılar Yalova’ya ekonomik katkıda bulunuyorlardı. Birçok kişi hava alanında çalışır, ev sahipleri kira alır, gıda ve giyim, kuşam, hediyelik eşya satan işletmeler de bu paydan nasibini alırdı. Ekonomik sıkıntı içinde olan insanı pek göremezdiniz. Yalova’ya ekonomik katkısı olan Amerikalılar’ın yerine Türkiye’nin muhtelif bölgelerinde emekli olmuş veya geçim darlığı içinde olup Yalova’dan nasıl olur da biz de bir pay alırız düşüncesinde olan yurttaşlarımız geldi. İşte ne olduysa o dönemlerde oldu. Amerikalılar gittikten sonra bir de üstüne üstlük Termal oteli yıkılınca kaldık el ele baş başa. Herkes düştü kendi derdine. Yalova’daki rant belliydi. 30 bin kişiye anca yeterdi. Ama bu ranttan istifade etmeyi bekleyen, çoluk çocuğunu geçindirecek 70 bin kişi bekliyordu. Başladı bir rant kavgası, insanlar koşturdukça, darlandıkça, siyasiler de başladılar vaatler vermeye. ‘Oyunuzu bize verin. Biz böyle yapacağız bana oy verin, ben böyle yapacağım’ derken yıllar geçti. A’dan Z’ye kadar halkın koşturmasına, zorlanmasına ilaç olmayı bırakın, bir bardak su dahi veremediler. Yalova’nın gerçeklerini gören, bilen turistik mantaliteye sahip ne bir belediye başkanı ne de bir parti başkanı geldi. Şu anda Yalova’yı idare eden siyasilere herhangi bir sözüm yok; daha onların zamanları var. Onlar da eski siyasiler gibi çıkar da, Yalova’ya birşeyler kazandırmazlarsa vay onların haline değil, vah vah Yalova’nın haline.. Eski siyasiler bana bu yazdıklarımdan ötürü kırılabilirler. Onlara geçmişte yaşadığım bir anımı hatırlatırsam, herhalde şapkalarını önlerine koyup (Çınarcıklılar gibi) ‘ben nerede hata yaptım acaba’ diyeceklerine yüzde yüz eminim. 1970 yılı sonlarında İstanbul’da tanıştığım değerli bir dostuma Yalova’yı, Termal’i, Çınarcık’ı gezdirmiştim. Aslen Ayvalıklı olan dostum şöyle bir itirafta bulundu. ‘Buralı olmakla çok şanslısınız. Ayvalık da güzel ama buraları gibi olması için daha çok çalışmamız lazım. Bir gün Ayvalık’a belediye başkanı olacağım. Yalova ve civarının, benim ve Ayvalık’ın ilerlemesine örnek olacağını şimdiden söyleyebilirim’ demiş idi. İşte ileriyi görmek budur. O arkadaşım, orda burda gördüklerini kendi bölgesi olan Ayvalık’a nasıl adapte edebiliriz düşüncesine sahipti. Dostum görmüştü de bir tek biz görememiştik. Sanki gözlerimiz kör, kulaklarımız sağır olmuştu. Dostum dediği gibi ilerki yıllarda Ayvalık belediye başkanı oldu. İki dönem belediye başkanlığında Ayvalık’ı tabiri yerindeyse çağ atlattı. Neler olmadı ki.. Birçok beş yıldızlı oteller, en az yüzlerin üzerinde yıldızlı oteller, tatil köyleri sadece Cunta adasında yan yana 20’lerin üzerinde restaurantlar açıldı. Herişletmenin önünde 3 m uzunluğunda soğutucular var. İçinde en az 60 çeşit mezesi var. Akşamları yer bulamazsınız. Şu anda bu tür işletmelerde ve otellerde en az 30 bin kişinin çalıştığını biliyor musunuz..? Kusura bakmayın ama, vermiş olduğum bu örnekten sonra bir Yalovalı olarak huzursuzum. Maalesef geçmişten bugüne Yalova’yı yönetenlerin yaptıklarını ve bugünkü Yalova’yı Ayvalık’la mukayese ettiğimizde bu huzursuzluğu herkesin duyması lazım. Çok acele koltuk sevdasından vazgeçip, biraz da mantalite değişikliği ile hemen ama hemen Yalova’yı turistik bir kent nasıl yapabiliriz; iş bekleyen, aş bekleyen Yalovalı, Yalovalı olmuş vatandaşlarımıza nasıl bir imkan sağlarız. Restaurantları içki içilen, otelleri, değişik amaçlı insanların konakladıkları bir yer gibi düşünce zihniyetinde olmayalım. Eğer bu zihniyete sahipseniz, insanlar sizi oyları ile bu tür düşünceleriniz için destekliyorlarsa, Yalova bu zihniyeti kaldıramaz. Yalova turistik bir bölgedir, böyle kalacaktır. Aklıma gelmişken, komşu belediye başkanı ile bizim belediye başkanları arasındaki farkı bir vesile ile yine bir anımla ortaya koymak istiyorum. Yalovaspor Klübünün Kocaelisporla bir hazırlık maçından sonra başkan ve yöneticilerini yemeğe davet ettik. Yalova’nın tek balık restaurantı olan Altınbalık’tan yer ayırtmak istedik. ‘Hay hay’ dediler ve arkasından ‘alkollü içki içmek isterlerse veremeyiz, zabıt tutuldu, zor durumu düşeriz’ denilince ‘Siz merak etmeyin bir çaresini buluruz’ dedik. O zamanın Kocaeli belediye başkanı Sefa Sirmen, Kocaelispor’un da başkanlığını yapıyor idi. Yemek sonrasında şöyle bir etrafa bakarak Altınbalık’ın işletmecisi Erdinç Erkorkmaz’a dönerek, ‘Erdinç bey, çok güzel bir mekan açmışsın, mezelerin ve balığın bir harika, tebrik ederim’ ve konuşmasına devamla ‘Size bir teklifte bulunacağım. Kocaeli’nin en güzel bölgesinde, deniz kenarında size bir yer verelim. Restorasyonunu da sizin istediğiniz doğrultuda belediye olarak biz yapalım. Kira dahi sembolik olsun. Bir şubenizi de Kocaeli’nde açalım’ ricasında bulununca; bir o belediye başkanının mantalitesine bakın, bir de bizim belediye başkanlarının mantalitesine bakın. Birileri yıkıyor veya yıkılanı seyrediyor. Birileri de bırakınız kira almayı nerdeyse bedava hazır yer veriyor. Geçmiş belediye başkanlarımızı seviyorum ama bu gerçekler de Yalovamız’da yaşanıyor. Son zamanlardaki belediye başkanlarımızın hemen hemen hepsinin bira dahi içmemesi bu tür yerlerin kapanmasında veya açılmamasında etken midir onu da bilemiyorum. Eğer insanların beynine oy alacağız diye bu şekilde giriliyorsa ‘ki hiç tahmin etmek istemiyorum’ vay Yalova’nın haline!.
Yalova sahipsiz, Yalova’nın sahibi yokmuş diyorlar. Her yerleşim bölgesinin kendine mahsus ağası, kabadayısı, köklü sözü geçen aileleri olurmuş. Olurmuş da Yalova’nın Yalovalı olmuş insanlarını iyi analiz etmemişler bunu söyleyen kişiler. Bu konuya değinmişken yine bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum.
Yalova’da daha önce görev yapmış, şu anda Bursa’da vali yardımcılığı yapan Valimiz, Termal Oteli’nde yapılan veda yemeğinde Yalovalılar’a ilginç bir konuşma yaptı. Türkiye’nin bir çok bölgesinde görev yaptığını, suç işlemiş, hapiste yatmış kişilerin Yalova’da hiç bir ortamda rağbet görmediğini, halbuki diğer yerleşim bölgelerinde bu tür kişilere çekindiklerinden olsa gerek saygı duyulduğuna şahit olduğunu söyledi. Vali bey; ‘Yalova insanı ile diğer bölgelerin insanlarının bu konudaki mukayesesinin faydalarını, Valilik yaptığım dönemlerde hep yaşadım. Bunu Yalova halkının kültürüne, örf ve adetlerine nasıl bağlı olduklarına borçluyum. Bu vesileyle hepinize teşekkür ediyorum’ diyerek aslında Yalova sahipsiz diyenlere, kimlere sahip çıkılıp, kimlere sahip çıkılmadığının bir mesajını vermişti.

Bu sahipsizlik gayri meşru yönde ele alınıyorsa Yalova’nın sahibi devlettir. Kolluk güçleridir. İstiklal savaşında birçok şehit veren Yalova bir o kadar da gazi ünvanını alan insanlarla doludur. Başta Gazi Mutafa Kemal Atatürk ve diğer gaziler bize ‘devlete sahip çıkılması ilk görevinizdir’ nasihatını verdiler. Biz de, devlete karşı boynumuz kıldan incedir ilkesini benimsedik. Yalova’nın ağası kabadayısı olmamışsa, her aile kendine göre ağa, kendine göre kabadayıdır. Bizlerde bu isimlere aile reisi, aile büyüğü denir. Meşru zeminde sahipsizlikten bahsediliyor ise onu oda başkanlarına ve yöneticilerine sormak lazım. Odalara üye yapıp, aidat tahsil etmek başka, Yalova’nın nerden nereye geldiğini görüp, kendi içlerinde bir araya gelip derin derin düşünmeleri başka. Tabii ki bişeyler yapmak istiyorlar. Ama ufku geniş olmak, Yalova’yı ve geçmişini iyi bilmek lazım. Nerden nereye geldiğimizin farkında ilk onların olması lazım. Hiçbir kimseye, hiçbir yöreye nasip olmayan özelliklere sahip bir kentte yaşıyoruz. Dünyanın sayılı devlet adamları ile, Türkiye’nin en uç noktasındaki bürokrat ve iş adamları ile iç içe olmuş bir halkız. Oturmalarından, kalkmalarından veya sohbetlerinden çok şeyler öğrendik. Ne oldu bize, eskiden böyle değildik. Şimdi niye böyleyiz diyerek bir kez daha düşünmemiz lazım. ‘Acaba bizler mi bilmiyoruz, bir sorsak mı demek lazım. Hiç olmazsa bir yerden başlayarak, mesela, Yalovasporun maçlarına hep birlikte gidip, valimizin, belediye başkanımız etrafında birlik beraberlik içinde olduğumuzun mesajını vermemeiz lazım. Yalovamız’ın bugünkü gelişmişliğinden, ortamından biz memnunuz elimizden geleni yapıyoruz diyorsanız. Siz bilirsiniz..
Sizinle paylaşacağım bir başka konu da, Yalova’nın, Yalova sınırları dışında görsel ve yazılı basında bir vesile ile tanıtımını yapmış spor kulübü, dernek veya kişiler var. Onlar da Yalovamız’ın şu andaki kaderini paylaşıyorlar. Kısaca onlardan da bahsetmek istiyorum. Belki de unutuldukları yerlerden çıkartılıp sahip çıkılır. Yalovaspor, 1963 senesinde kurulmuş. Hemen hemen o günden bu güne amatör, daha sonraları profesyonel olmuş, Yalova’yı iyi kötü temsil etmiş yegane spor kulübümüzdür. Bunca yıl geçmesine rağmen Yalovaspor Kulübünün bir dikili ağacı olmamıştır. Kişilerle bazı kuruluşlar, başkan ve yöneticiler maddi yardımda bulunmasalar bırakın futbolcunun parasını ödemeyi, forma ve ayakkabı dahi alamaz, sahaya bile çıkamazlar. Her dönem başkan ve yönetim kurulu çocuklarının rızkından ve istikballerinden kısarak hatta onur gurur meselesi yaparak, bir de üstüne üstlük borçlanarak bu kulübü ayakta tutmaya çalışmışlardır. Hiçbir dönemde hiçbir siyasi irade, bırakınız Yalovaspora sabit gelir imkanının sağlanmasını, lokalini ve gelir getiren veya getirecek olan imkanlarını da ellerinden aldılar. Bence bu güne kadar Yalovasporun bir dikili ağacı dahi olmayışı bir tesadüf eseri değildir. Acaba Yalovaspor her dönemde birilerine muhtaç kalsın zihniyeti mi vardır? Belki de Yalovaspor’un Yalova’ya neler kazandırdığının farkında değiller. Bu son imkanlarla bir üst gruba çıkmak demek federasyondan gelen gelirleri ikiye veya üçe katlamak demektir. Bir üst gruba çıktığımız zaman ise üst grupta mücadele eden takımların köklü ve taraftarı olması, hem stadımızı doldurtacak, hem de müsabakaya gelen takımların seyircileri Yalova’ya gelir kaynağı sağlayacaktır. Bu vesile ile de esnafın yüzü gülecektir.
Bırakınız Türkiye’yi, dünyanın birçok yöresinde Yalova’yı başarı ile temsil etmiş, uluslararsı birincilikleri, buna benzer neticeleri almış, TUFAG adlı halk oyunları derneğimiz var. Bu derneğin, tıpkı Yalova spor gibi hiçbir geliri yoktur. Yalova’da uluslararası festivaller düzenlenir, dış devletlerden gelen en az 500 kişilik halk oyunları gruplarına ev sahipliği yaparlar. Sponsorlar, belediyenin imkanları ve kendi ceplerinden ekledikleri maddi manevi yardım olmasa, Yalovaspor gibi sahaya olmasa da onlar da sahneye bile çıkamazlar. Yurt dışı gösteri amaçlı veya uluslararası yarışmalara katılmak için pasaport ve vize giderleri, ayrıca hocalarının maaşları, oyuncuların velileri tarafından ya da Tufag’ın yöneticilerikarşılanmaktadır. Parası olmayan ise Yalova’da kalmaktadır. Bu da Yalova’nın bir diğer gerçeği..

Yalova’yı temsil etmiş, daha birçok milli formayı giymiş futbolcular, güreşçiler, halterciler ve bisikletçilerimiz vardır. Bir güne bir gün Yalova stadında veya buna benzer etkinliklerde isimleri anılmaz. Bir koltuk da onlara ayırtalım düşüncesine sahip olunmaz. Bir başka unutulan değerler de müzik dalında olmuştur. Geçmiş yıllarda Hafta Sonu Gazetesi’nin tertip ettiği Altın Mikrofon Yarışmasında Türkiye 1.’si Yalova’dan çıkmıştır. Adı Berrin Beştelli’dir. Yine 1975 senesinde Altın Mikrofon Yarışmasında, bugünün birçok meşhur sanatçıları arasından sıyrılıp Türkiye 1.’si olan, Taksim Maksim, Bebek Maksim, Lünapark, Çakıl, Aşiyan, Bebek Belediye, Grant gazinolarında sahne alan Zeki Başol’dur. Yalova’ya parayla getiremeyeceğimiz İbrahim Tatlıses, Metin Akpınar, Zeki Alasya daha sayamadığım birçok sanatçılara vesile olup Yalova halkına bir nevi hizmette bulunmuştur. Müzik derneklerimizin konserlerine ne Berrin Beştelli, ne de Zeki Başol bir türlü davet edilmezler. Belki de akıllarına gelmez. Halbuki böyle müzik bilgisine sahip icraatçı ses sanatçıları, yeni yetişen talebelere büyük katkı sağlarlar. Yalovamız’ın bir diğer değerli müzisyeni ise Yaşar Görgün(Bayço Yaşar)’dür. Şu anda Yalova’da köy düğünlerinde çalmaktadır. Halbuki kendisi Türkiye’de ilk beşe girecek bilgiye ve yeteneğe sahiptir. Çünkü kendisi yıllarca Zeki Müren, Bülent Ersoy, Muazzez Abacı gibi birçok sanatçıya eşlik etmiştir. Netice olarak Yalova, Termal, Çınarcık yüce rabbimin bizlere bahşettiği birer değerdir. Yalova spor bir başka değerdir. Uluslararası başarıları olan TUFAG bir olaydır. Dünya ve Avrupa şampiyonu Sırrı Acar’ı şeref tiribününün çok uzaklarında tek başına otururken gördüm. O ise bambaşka değerdir. Yukarıda saydığım Tuğrullar, Hidayetler, İbrahimler, Selçuklar, Nurettinler ayrıca bireysel başarıları bulunan kişiler de Yalova’nın ayrı ayrı değerleridir. Bugün müzik camiasında yaşadığımız unutulmuşluk, spor camiasında da yaşanmaktadır.
Halkın oyu ile belli bir mevkilere gelmiş, Yalova’ya hizmet edecek seçilmişler, belediye başkanları, il genel meclis üyeleri, belediye meclis üyeleri ve odalarımız; Yalova’nın bugünkü gerçeklerini, nereden nereye gelmemizde hepimizin şuçu olduğunu görmemezlikten gelmeyelim. Yaradanımız’ın Yalova’ya bahşettiklerine şükür, Atatürk’ün “Yalova benim kentimdir” demesine saygı duyalım, kıymetini bilelim. Koltuklar hiç kimseye baki değildir. Bir dönem dahi olsa tekrar oy almak için değil, Yalova’yı yönetenlerin ve yöneteceklerin (sıkılarak söylüyorum) bize özenen Ayvalık’ı örnek alma mantalitesine sahip kişiler olma dileğimle, saygılar sunuyorum....

Yorum Ekle
Yazıcıya Yolla
Arkadaşına Gönder
Word Olarak Kaydet
24.04.2007


  furkan üstel22.02.2008 03:36:32 
 "A’dan Z’ye kadar halkın koşturmasına, zorlanmasına ilaç olmayı bırakın, bir bardak su dahi veremediler."...Belediye başkanları için yazdığınız bu cümle hem yazım kuralları açısından hem de içerdiği anlam açısından yanlıştır. Halkı için emek vermiş, saygıyı hak eden insanları bu şekilde suçlayamazsınız. Elbette yönetiminden memnun olmadığımız kurum ve kişileri eleştireceksiniz .Eleştiri ve halkın aydınlatıması konusunda elbette yazarlar! öncü olurlar. Ama eğer ki bir eleştiri yaparken sert bir üslup kullanacaksanız, bunu genelleme yaparak "tüm belediye başkanları" şeklinde değil; kişi veya kişilerin ismini vererek vede kanıt göstererek(varsa tabi) yapmalısınız. Aksi takdirde bu kadar sert bir tabiri hak etmeyen belediye başkanlarını da zan altında bırakmamış olursunuz.Halkın bilgi alma kaynaklarında yazı yazarken daha itinalı olmanızı taviye ederim. Hem yazdıklarınızın içerdiği anlam hem de Türkçeyi doğru kullanmanız açısından. Saygılarımla  


İletişim Tel : 0 226 814 49 32 - 813 27 62  Mail : kolleksiyondergisi@hotmail.com